10 Aralık 2010 Cuma

ve hayatta kalan şemsiyeler vestiyerlerindeki yerlerine geri döndüler.



efenim merhabalar,

uzun zaman oldu, zaman kendinden bir şey kaybetmedi.

yollarda akan seller görmeye alışkın gözlerim, ilk defa yolda akmayan göl birikintileriyle karşılaştı. ankaranın dağları tepeleri varsa, yollarından sel olmuş sular akan, istanbulun da mükemmel alt yapı sistemine sahip gölleşmiş yolları varmış. sulara baktım ısrarla gözlerim bir haraket bulabilir belki diye, cisimler bile hareket ederken akışkan bir su birikintisi nasıl durağan kalabilir? sordum perilerime onlarda bilemediler. eh, dedim bende; peki, hayatta öğrenecek çok şey var daha. haha...
X = V.t
V= Vrüzgar- Vben
bu problemdeki abzürtlüğü bul!

bu problemdeki abzürtlük efendim, benim kaç kilo olduğunumun önemidir. efenim koskoca matematik bilimi bunu nasıl es geçebilir? bunca yıldır ders kitaplarında akıntıya karşı yol alan varlığın ağırlığından nasıl bahsedilmez? tamam, matematiğe güvendiğimi iddia etmiyorum, hayal kırıklığına uğramayın, 2*2 nin dört ettiği tamamen yalandır, kabul ediyorum ama böyle bir gerçekliğin inkarı tüm yalanlardan daha büyüktür!

resimdeki abukluğu bul!

efenim bu resimde şemsiye, kişinin uçuşunu kolaylaştırıyor gibi gözükmektedir, lakin bilmeniz gerekmektedir ki rüzgar yönüne uçarken şemsiye ters dönmektedir. nitekim bugün istanbul sokaklarında düşene bir de sen vur mantığıyla yapılan büyük bir toplu yıkım söz konusuydu. şemsiyeler isyan etmiş, ters dönmüş, kalbi kırılmış, yine de vefakar bir tutum sergilerken, şemsiyelerin sahibi olduğunu düşünen iki ayağı üzerinde yürümeye çalışan, yer yer başaramayıp çamurlu sulara kıç üstü ve ya kapaklanma suretiyle gömülen, yer yer de tek ayağı üzerinde kayma çalışmaları yapan bir grup varlık- ben o sırada uçmaktaydım- aynı vefakar tutumu sergileyemedi. bu bir grup varlığın, orada burada her yerde, tüm çöp kutularına g.te giren şemsiye açılmaz mantığıyla şemsiyelerin libido merkezini çöp kutularının dibine doğru sokarak gerçekleştirdikleri bir imha girişiminde bulunduğu görüldü. çöp kutuları şemsiyelerle doldu taştı, şemsiyelerin bağırsakları her bir yere dağıldı.

ben o sırada uçmaktaydım demiştim hatırlarsanız, bu hikayenin iyi kısmı, en azından bu kısımda bir hareket, bir devinim söz konusu. bir ara haberlerde ne olduğu anlaşılamayan, hareket etmeye çalıştığı gözlemlenmesine rağmen görünen bir hareket sağlayamayan bir varlığın istanbul sokaklarında görüldüğünü duyduysanız, utançla itiraf etmeliyim ki, işte o bendim. üstelik o sırada netice alabilmek için yürümeye değil, koşmaya çalışmaktaydım, her ne kadar dışarıdan belli olmasa da. bir ara ağlamak istedim, nasıl olsa göz yaşlarım artık beni ıslatamazdı, ayaklarım, zaten güya ayakları korumak için yapılmış çizmelerin içinde yüzmekteydi, vücudumun ıslanmamış herhangi bir bölgesi de bulunmamaktaydı. işte tam o sırada, hareket etmeyen artık adına "asfalt" değil, göl denilebilecek o statik bütünle karşılaştım. gözlerim yerlerinde büyüdü, şaşkınlıktan değil, daha iyi görebilmek için! işte küçücük olduğumu fark ettiğim anda gözlerimin benden büyük olduğu resim, böyle ortaya çıktı.

doğa efendim, işte DOĞA! o anda olmasa da şu an önünde saygıyla eğildiğim, tekrar tekrar alkışladığım yegane gerçeklik, bugün yine kendini ispatladı o iki ayaklı bencillik abidelerine.

işte doğanın gücü!
bugün iki ayaklı, ayaklarında perdeleri olmayan varlıklar yüzerken görüldü.
kanatları olmadığını sanan ben, bugün uçmayı başardım...