efenim merhabalar,
ne yazacağımı bilerek gelmedim buraya, alsın yazı beni götürsün istediği yere diye geldim. Perilerim ve pispislerim kış uykusundalar mı ne, pek sesleri çıkmıyor birkaç gündür.
Önüme rengarenk lokumları almış, teker teker tadına bakmak meşguliyetindeyim. Pembesi var, yeşili var, sarısı var, şeffafı var...sorsanız rengarenkler yani. ama nasılsa tatları aynı. Tatları tanımlamayı severim, hayır hayır teessüf ederim, şu yeryüzüne düşüp kafasını yaran meleğin oynadığı filmle ne ilgisi var şimdi bunun?? hem siz hiç meleklerin sapık gibi deniz kenarında durup olmayan bir sesi dinlediğini hiç gördünüz mü? Hayır, madem translardan trans beğenecek durumdasın, neden ayakta durursun onu ben zaten hiç anlamadım, yahu şöyle otur, bi kendine gel, rahatla, çıkar üzerinden o sıkıcı siyah pelerin gibi giysiyi... bu mudur yani kendine bulduğun transilvanya?
neyse efenim, tatlar diyorduk... bir dostla muhabbet ediyorduk geçenlerde, tiramisu istedi, ona ithaf edeyim bu yazıyı. Zaten bu bilge zat, tiramisu yemeyecekti de ne yiyecekti? Soruyorum, siz bilge olsaydınız ne yerdiniz? Bak böyle sorunca olmadı değil mi efenim, cevap vereceksiniz şimdi, neler yemedik ki diye, olmadı.
Rivayete göre tiramisu mucizesini sienalılar bulmuş, ben şahsen bu durumu kanlarındaki şarap sayımının yüksekliğiyle açıklamayı uygun buluyorum. Neyse, günlerden bir gün, bir dük birkaç günlüğüne sienaya gelir, kim bilir ne için? hayır aynı rivayet tiramisunun keşfinde afrodizyak olmasının da etkili olduğunu savunmakta da o nedenle şey ettim ben. Neyse efenim, bırakalım bu rivayeti falan, kim bulmuşsa ellerinden, gözlerinden öperiz...
Dİyeceğim o ki, trans öyle olmaz melek efendiler, hep birlikte oturup tiramisu yeseydiniz önünüzde eğilip, yerlere kadar kapaklanabilirdim belki, yani, sadece belki işte, ama olsun, bu da büyük bir ihtimal, zaten olasılıklarla da işimiz yok bizim. düşünsenize ne güzel bir manzara, oturup, tiramisu yiyen bir sürü melek, doğru yol göstericiliği işte budur!! öyle bir öğreti olsaydı eğer, kesinlikle bu olurdu!...
düşündüm de, acaba, tiramisu yerken kahve parçacıkları burnumuza kaçıyor mu?
neyse efenim, saygılar...
31 Mart 2010 Çarşamba
23 Mart 2010 Salı
ritüeller ve ahlak masası
efenim, tekrar merhabalar,
bugün ki konumuz başlıkta da gördüğünüz üzere ahlak masası. merak etmekteyim bu masanın da bir kalbi varmıdır diye? kimi zaman üzülüp, kimi zaman sevinen bir şey midir yoksa sadece o malum sesi çıkartmak için mi programlanmıştır kendisi: "cık, cık, cık".
yoğun bir uykunun ardından beynim çöreklenmiş halde karşınızda duruyorum, saçmalarsam af buyurun diyemeyeceğim, kusura kalmayın; saçmalamayı başarmakta takdire şayan bir durumdur diye düşünmekteyim. o yüzden siz elma şekerlerinizi yemeye devam edin, keyif içinde, paniğe mahal yok.
efenim, gelinliğimin üstüne kusmuşum, öyle dediler, alkolün yumuşak kollarında dans etmekteydim ben o sıra, hatırlamıyorum desem olmaz şimdi, haksızlık yapmış olurum, gayet iyi her halini hatırlamaktayım, ertesi gün sevgili kusmuk parçalarımı gelinlikten temizlerken ne kadar aklım başımdaysa, bu eylemi gerçekleştirirken de o kadar yerindeydi aklım. sadece bu olsa iyi ama, neymiş efenim, çok güler yüzlüymüşüm, nikah sırasında gelinin bir kahkahası var ki sormayın, dillere destan oldu, niye efenim niye, gülmek kötü bir şey midir, en az seks kadar kalbe iyi geldiğini duymuştum ben, yanılmakta mıyım? sonra efenim bu gelin bozuntusu gelin arabasında beklerken herkesle muhabbete dalmış arabanın penceresinden bedeninin yarısını çıkarıp, sonra o malum ses "cık, cık, cık". ahlak masası niye rapor tutma işine soyuldu şimdi anlayamadım, güzel bir gündü, o da eğlenseydi ya bizimle... hem zaten vucüdumun diğer yarısı gelin arabasının koltuğunda oturmaktaydı hala, nitekim onu bir yere göndermemiş, göndermekte istememiştim, onun çok işi vardı daha, otursundu oturduğu yerde. ahlak masasının bu ayrıntıyı gözden kaçırmasına da oldukça bozuldum doğrusu.
neyse kolaylıklar diliyorum efenim sizlere de. bir başka ahlak masası "cık,cık"ında görüşmek üzere diyeceğim üzülerek.yani mecburen efenim, o kısmına üzüldüm ben sadece.
saygılar
bugün ki konumuz başlıkta da gördüğünüz üzere ahlak masası. merak etmekteyim bu masanın da bir kalbi varmıdır diye? kimi zaman üzülüp, kimi zaman sevinen bir şey midir yoksa sadece o malum sesi çıkartmak için mi programlanmıştır kendisi: "cık, cık, cık".
yoğun bir uykunun ardından beynim çöreklenmiş halde karşınızda duruyorum, saçmalarsam af buyurun diyemeyeceğim, kusura kalmayın; saçmalamayı başarmakta takdire şayan bir durumdur diye düşünmekteyim. o yüzden siz elma şekerlerinizi yemeye devam edin, keyif içinde, paniğe mahal yok.
efenim, gelinliğimin üstüne kusmuşum, öyle dediler, alkolün yumuşak kollarında dans etmekteydim ben o sıra, hatırlamıyorum desem olmaz şimdi, haksızlık yapmış olurum, gayet iyi her halini hatırlamaktayım, ertesi gün sevgili kusmuk parçalarımı gelinlikten temizlerken ne kadar aklım başımdaysa, bu eylemi gerçekleştirirken de o kadar yerindeydi aklım. sadece bu olsa iyi ama, neymiş efenim, çok güler yüzlüymüşüm, nikah sırasında gelinin bir kahkahası var ki sormayın, dillere destan oldu, niye efenim niye, gülmek kötü bir şey midir, en az seks kadar kalbe iyi geldiğini duymuştum ben, yanılmakta mıyım? sonra efenim bu gelin bozuntusu gelin arabasında beklerken herkesle muhabbete dalmış arabanın penceresinden bedeninin yarısını çıkarıp, sonra o malum ses "cık, cık, cık". ahlak masası niye rapor tutma işine soyuldu şimdi anlayamadım, güzel bir gündü, o da eğlenseydi ya bizimle... hem zaten vucüdumun diğer yarısı gelin arabasının koltuğunda oturmaktaydı hala, nitekim onu bir yere göndermemiş, göndermekte istememiştim, onun çok işi vardı daha, otursundu oturduğu yerde. ahlak masasının bu ayrıntıyı gözden kaçırmasına da oldukça bozuldum doğrusu.
neyse kolaylıklar diliyorum efenim sizlere de. bir başka ahlak masası "cık,cık"ında görüşmek üzere diyeceğim üzülerek.yani mecburen efenim, o kısmına üzüldüm ben sadece.
saygılar
22 Mart 2010 Pazartesi
yaş hiyerarşisi budalası ve bulamacı
efenim,
her türlü hiyerarşiye karşıyım tabii karşı olmasına lakin, bu yaş hiyerarşisi kan sayımımı yükseltip, midemin guruldamasını daha bir arttırmakta sanırım.
nitekim bu durumla ilgili gizli mi gizli bilgilerim var, madem gizliler neden huzurunuzda açıklıyorum, bende bilmiyorum, yine de siz çaktırmayıp, kendinizi çok gizli bir bilgiyi bilme durumunun yarattığı gurura kaptırınız ister naif yüreğim. sessizce dinleyin bakalım şimdi, çok mühim şeyler anlatacak ak sakallı ve ak saçlı nineniz size...
yaşlılığın bilgelik olduğunu düşünen bir yanım var, ne yapsam üzülemiyorum yaşlanan insanlara, benim de yaşlanıp çenemin tam ortasına bilge mi bilge bir dövme yaptırasım var mesela, ama yazık ki daha çok gencim.
beynimizin körpecik bakir köşeleri bizleri bekliyip durur beni de sev, beni de sev diye. onlar sevgiye ve ilgiye muhtaç ufacık bebecikler, biz sevdikçe, ilgilendikçe büyüyüp serpilip, bizleri bir sübyancı, hadi biraz daha kibar olalım, çıtır seven olmaktan kurtarıyorlar. neyse uzattım biraz, mevzuya dönelim, bu ufacık bebeciklerin her birinin hangi sırayla büyüyeceği pek belli olmuyor. tabi bazı bebecikler biz büyümelerini istemeden büyüyüveriyorlar bu da hoş bir durum değil ama onlar konumuz dışılar. neyse işte, düşünün ki böyle beni sev diyen bir sürü yumurcak var beynimizde, ve her birimizin gözüne farklı bir yumurcak sevimli geliyor- sevimli gelen ufacık bir yumurcağı niye büyütmeye çalışıyoruz tabi bu da başka bir mevzu- her birimiz farkı bir yumurcağı büyütüyoruz, sonra farklı bir yumurcağı,... velhasıl kelam bazılarımızın zihninde bir anda bir ampul yanıyor, bir yeni düşünce beliriyor, bir yumurcak, onu büyütüp büyütüp, yeterli kıvama gelince de salıveriyoruz kendi halinde büyümeye devam etsin diye. sonra bir başkasını, sonra bir diğerini.
ey okuyucu, her kadim yolcu aynı şeyleri düşünüyor hayatının bir yerinde, belki tam ters sonucu çıkararak, lakin aynı şeyleri. ama her yolcu her handa aynı sırayla konaklamıyor, işte budur bana pispisciğimin fısıldadığı. bazılarımızın gittiği bir hanı diğerimiz henüz keşfetmemiş, zihnimizin bu küçük yumurcağını büyütmemiş olabilir!
bu gizli bilgiyi bana pispiciğim söyledi, perili pis çorabım da ekledi, öğrendiklerimiz değil, henüz öğrenemediklerimiz önemlidir diye. ben pek inanmadım ama yine de huzurunuza sunayım dedim. perili pis çorabım her zaman doğruyu söylemez ama neticesinde kötü kokan bir çorap, en iyi kötü kokuyu bilir diye düşündüm...
saygılar efenim...
her türlü hiyerarşiye karşıyım tabii karşı olmasına lakin, bu yaş hiyerarşisi kan sayımımı yükseltip, midemin guruldamasını daha bir arttırmakta sanırım.
nitekim bu durumla ilgili gizli mi gizli bilgilerim var, madem gizliler neden huzurunuzda açıklıyorum, bende bilmiyorum, yine de siz çaktırmayıp, kendinizi çok gizli bir bilgiyi bilme durumunun yarattığı gurura kaptırınız ister naif yüreğim. sessizce dinleyin bakalım şimdi, çok mühim şeyler anlatacak ak sakallı ve ak saçlı nineniz size...
yaşlılığın bilgelik olduğunu düşünen bir yanım var, ne yapsam üzülemiyorum yaşlanan insanlara, benim de yaşlanıp çenemin tam ortasına bilge mi bilge bir dövme yaptırasım var mesela, ama yazık ki daha çok gencim.
beynimizin körpecik bakir köşeleri bizleri bekliyip durur beni de sev, beni de sev diye. onlar sevgiye ve ilgiye muhtaç ufacık bebecikler, biz sevdikçe, ilgilendikçe büyüyüp serpilip, bizleri bir sübyancı, hadi biraz daha kibar olalım, çıtır seven olmaktan kurtarıyorlar. neyse uzattım biraz, mevzuya dönelim, bu ufacık bebeciklerin her birinin hangi sırayla büyüyeceği pek belli olmuyor. tabi bazı bebecikler biz büyümelerini istemeden büyüyüveriyorlar bu da hoş bir durum değil ama onlar konumuz dışılar. neyse işte, düşünün ki böyle beni sev diyen bir sürü yumurcak var beynimizde, ve her birimizin gözüne farklı bir yumurcak sevimli geliyor- sevimli gelen ufacık bir yumurcağı niye büyütmeye çalışıyoruz tabi bu da başka bir mevzu- her birimiz farkı bir yumurcağı büyütüyoruz, sonra farklı bir yumurcağı,... velhasıl kelam bazılarımızın zihninde bir anda bir ampul yanıyor, bir yeni düşünce beliriyor, bir yumurcak, onu büyütüp büyütüp, yeterli kıvama gelince de salıveriyoruz kendi halinde büyümeye devam etsin diye. sonra bir başkasını, sonra bir diğerini.
ey okuyucu, her kadim yolcu aynı şeyleri düşünüyor hayatının bir yerinde, belki tam ters sonucu çıkararak, lakin aynı şeyleri. ama her yolcu her handa aynı sırayla konaklamıyor, işte budur bana pispisciğimin fısıldadığı. bazılarımızın gittiği bir hanı diğerimiz henüz keşfetmemiş, zihnimizin bu küçük yumurcağını büyütmemiş olabilir!
bu gizli bilgiyi bana pispiciğim söyledi, perili pis çorabım da ekledi, öğrendiklerimiz değil, henüz öğrenemediklerimiz önemlidir diye. ben pek inanmadım ama yine de huzurunuza sunayım dedim. perili pis çorabım her zaman doğruyu söylemez ama neticesinde kötü kokan bir çorap, en iyi kötü kokuyu bilir diye düşündüm...
saygılar efenim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
